İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Nisan 2018 Cuma

LP Konseri (02.04.2018) @ Zorlu PSM

Merhaba herkese :)

Hi everyone :)


Birçok tanınan şarkıcıya söz yazarlığı yapan ve kendisi de harika bir sanatçı olan LP sonunda İstanbul'a teşrif etti. 37 yaşında New York'lu olan LP sesiyle ve enerjisiyle hepimizi büyüledi. 31 Mart'ta Ankara'da konser verdi, 1 ve 2 Nisan'da da İstanbul'da Zorlu PSM'deydi. 25. İstanbul Caz Festivali konserlerinden biri olan bu etkinlik hepimize unutulmaz dakikalar yaşattı.

LP, who has been writing song lyrics to known singers, is herself an amazing artist and she has finally come to Istanbul. LP, a 37 year old singer from New York, enchanted us with her voice and energy. She gave a concert in Ankara on the 31st of March, and then she stopped by Istanbul for two consecutive concerts in the 1st and the 2nd of April at Zorlu PSM. This event, as a part of 25th Istanbul Jazz Festival, has given us unforgettable moments.


LP'nin burada bu kadar hayranı olduğunu açıkçası bilmiyordum. Farklı şehirlerden gelen bir sürü kişi vardı ve konserin akşam 8'de olmasına rağmen sıra öğlen 1 gibi başlamıştı. Tam anlamıyla kalabalık da saat 5'ten itibaren oluşmaya başladı. Hem oturmalı hem de ayakta bilet satışı gerçekleştirilen bu etkinlik gerçekten pek çok kişiyi ağırlamış oldu. Saat 7'de kapılar açıldı ve heyecanlı bekleyiş başladı. Hiç bekletmeden tam saatinde sahneye çıktı LP. Şunu söylemeden geçemeyeceğim, hem sesi hem de kendisi çok karizmatik.

I did not know that LP had that many fans in here. There were many people coming from other cities and the queue began at about 1 o'clock in the afternoon even though the concert was supposed to begin at 8 p.m. and lots people had already arrived by 5 p.m. which surprised me a lot. This event hosted many people by selling both standing and seating area tickets. At 7 p.m. the doors were open and then we began to wait for her excitedly. She hit the stage on time without making us wait any longer. I should say this, both she and her voice are quite charismatic.


LP kesinlikle "Lost On You" şarkısından daha fazlası. Sahnedeki enerjisi, aramıza inip bizimle fotoğraf çektirmesi, ona hazırlanan hediyeleri alması, her şarkıda göz kontağı kurması... Her şeyiyle bize çok güzel anlar yaşattı. Kendisi de çok mutluydu. İstanbul'a ilk defa geldiğini ve çok sevdiğini söyledi. Bir daha geleceğine eminim.

LP is definitely more than "Lost On You". Her energy on stage, coming down to take pictures with us, receiving the gifts people made for her, making eye contact in every song she sang... We really had a good time. She was also rather happy. She told that it was her first time in Istanbul and she loved being here. I'm sure that she will come once again.


Yine şansım sayesinde elim boş dönmedim, setlist'i kaptım :) En sevdiğim şarkılarını söyledi ve bir dakika bile yerimde duramadım ben de. Favorilerim Other People, Suspicion ve When We're High. Dinlemediyseniz hemen dinlemenizi öneriyorum.

Again thanks to my luck, I didn't come back home empty-handed. I got the setlist :) She sang the songs I love the most and I could not stay put even for a second. My favourites ones are Other People, Suspicion and When We're High. If you still haven't listened to them, I suggest you do it now.


Çektiğim videolardan kısa bir klip de oluşturdum. Buradan izleyebilirsiniz.

I made a short video clip with I shot there. You can see it here.


Bir sonraki konser yazımda görüşürüz :)

Stay tuned for my upcoming concert post :)

22 Şubat 2018 Perşembe

Luke Elliot Konseri (21.02.2018) @ Babylon


Ortamına uygun giyinen bir adam! (Albüm adının üzerinden ufak bir espri var burada:))

A man dressed for the occasion!


Dün Luke Elliot'ın konserine gittim. Ayrıca kendisiyle tanışma fırsatım oldu -ve bu bence evrenin bana "onunla kesinlikle tanışmalısın çünkü o çok harika biri" deme yoluydu- ve şunu söylemeliyim ki kendisi gayet samimi, oldukça yakışıklı -eğer hala fark edemediyseniz- ve düşündüğümden çok daha yetenekli.

I went to Luke Elliot's concert yesterday. I also had the chance to meet him -which was the universe's way of saying "you should meet him in person because he is an awesome being"- and I should say that he is so down to earth, quite handsome -if you can't already tell- and way more talented than I could ever imagine.


Salon IKSV'deki ilk etkinliği kaçırmıştım ve şu an daha da pişmanım buna. Tom Waits, Bob Dylan ve Nick Cave karışımı gibi ama aynı zamanda da kendine has bir sesi var. Dansları ve piyanodan gitara geçişi adeta nefesinizi kesiyor.

I missed his first gig at Salon IKSV and I regret it even more now. He sounds like a mixture of Tom Waits, Bob Dylan and Nick Cave but he is totally unique. The way he dances and switches from piano to guitar just takes your breath away. 


Elliot 30 Haziran 1984'te Princeton, New Jersey'de doğmuş. 8 yaşında piyano dersleri almaya başlamış ve ilk şarkılarını da 13'ünde yazmaya başlamış. Ne kadar yetenekli olduğunu buradan anlayabilirsiniz!

Elliot was born on June 30, 1984, in Princeton, New Jersey. He began taking piano lessons at the age of eight and wrote his first songs at the age of thirteen. So you can tell how talented he is!


İlk albümü "Death of a Widow" (2010), ikinci albümü "Provisions" (2014), son albümü "Dressed for the Occasion" (2016) ve sonuncu benim kişisel favorim.

His first album is "Death of a Widow" (2010), the second one is called "Provisions" (2014) and his last album "Dressed for the Occasion" (2016) is my personal favourite.


Eğer daha önce onu dinlemediyseniz mutlaka dinlemelisiniz. Sonbaharda buraya tekrar geleceğine dair de söz verdi.

You should totally check him out if you haven't heard of him before. He also promised to come back in the fall. 



"Trouble" şarkısını çok seviyorum ve bu yazıyı okurken dinlemenizi istiyorum :)

I love "Trouble" and I want you to listen to it while reading this post :)



Luke Elliot's Website: http://www.lukeelliot.com

Luke Elliot's Facebook: https://www.facebook.com/lukeelliotmusic?fref=ts

Luke Elliot's Instagram: https://www.instagram.com/lukeelliotmusic/

Luke Elliot's YouTube: https://www.youtube.com/user/ljegrey/featured

Luke Elliot's Twitter: https://twitter.com/lukeelliot

Luke Elliot's Spotify: https://open.spotify.com/artist/7t6cXssTAtfc6F316tvLv7


12 Mart 2017 Pazar

İspanya - Portekiz - İtalya Seyahati Part 1 (Spain - Portugal - Italy Travel Diaries Part 1)

     Herkese merhaba!

     Hi everyone!

     Hepinizin seyahate ne kadar ilgim olduğunu bildiğinize eminim. Yeni şehirler keşfetmeyi, yeni insanlarla tanışmayı ve kültürleri öğrenmeyi çok seviyorum çünkü bunun sahip olduğumuz hayatı zenginleştirdiğine inanıyorum. Dünya sandığımızdan daha büyük ve keşke bütün şehirleri görebilsem!

     I'm sure you're all familiar with my interest in traveling. I love discovering new cities, meeting new people and learning about cultures because I believe this is what enriches the life we have. The world is bigger than we think and I wish I can see each and every city!

     25 Ocak'ta başlayıp 6 Şubat'ta biten seyahatim hakkında yazacağım size. Başlıkta belirttiğim 3 ülkeye gittim ve ortalama 450-500 euro harcadım ancak kabul etmeliyim ki bazen harcamam gerekenden daha çok harcadım çünkü ara sıra o lüksü hissetmek istiyorsunuz :) Yine de 3 ülke 5 şehir gezdiğim düşünülünce bence yine de o kadar fazla bir harcama değil.

     I will write about my travel that began in 25th of January and ended in 6th of February. I travelled to 3 countries mentioned in the title and I spent overall 450-500 euros -but I had to admit I sometimes spent more than I should have because sometimes you want to feel that luxury! However, it's still cheap thinking that I travelled to 3 countries 5 cities.


     Seyahate olan bitmek bilmeyen tutkum dışında neden bu seyahati yaptığımı sorarsanız sebebi Portekiz'de Erasmus yapan arkadaşım Semih'i ve İtalya'da değişim öğrencisi olan Duru'yu görmekti. Lizbon'a direkt uçuş çok pahalı olduğu için Semih'le başka yerde buluşmaya karar verdik ve ikimiz de Madrid'i görmeyi istiyorduk. Madrid'de 3 gün kalıp Lizbon'a geçecek ve orada 4 gün kalacaktık, sonra Roma'ya uçup oradan İstanbul'a 5 gün sonra dönecektim (Semih de Lizbon'a dönecekti). Kulağa heyecan verici geliyor değil mi?

     The reason why I did this is, in addition to the my ceaseless passion for travelling, was to see my friend Semih who was doing Erasmus in Portugal and then my other friend Duru who was an exchange student in Italy. Flying directly to Lisbon was quite expensive so Semih and I came up with an idea to meet somewhere else and we both wanted to see Madrid. So it was decided. We were to meet in Madrid, stay there for 3 days, go to Lisbon, stay there for 4 days, fly to Rome and then go back to Istanbul (for Semih it was Lisbon) after 5 days. It sounds quite exciting, right?



     Kalacak yer aradık ancak şansımız yaver gitmedi çünkü her yer çoktan tutulmuştu. Yer bulmak bir kenara, bulsanız bile çok fazla ödemeniz gerekecekti. Airbnb denemeye karar verdik ve metro istasyonuna sadece 2 dakikalık yürüme mesafesinde merkezde bir yer bulduk. Kişi başı gecelik 10 euro verdik ve oda da oldukça büyüktü.

     We looked for a place to stay and we were out of luck because everywhere was booked. Let alone finding a place, you had to pay dearly for it even if you found one. We decided to try Airbnb and we found a place in the centre which was 2 minutes walk to the metro station. We paid 10 euros for each night per person and the room was pretty big.


     Semih Lisbon'dan trenle gelecekti ben de İstanbul'dan uçakla gelecektim. Benden erken gelecekti -fazlasıyla erken gelecekti ve hala buna söyleniyor- beni bekleyecek yer bulmalıydı bu yüzden. "Puerta del Sol" adı verilen büyük bir meydan vardı ve orada hem yiyecek hem de bekleyecek pek çok yer bulabilirdi. O orada takılmaya karar verdi ve ben de iner inmez metroya binecektim. Her yere gidebileceğiniz kadar çok hat var metroda ve istasyondan çıkış yapmadan istediğiniz kadar hat değiştirebiliyorsunuz ve sadece bir kere bilet alıyorsunuz bunun için. Turist metro kartı almadım çünkü çok uzun süre kalmayacaktım ve yürüyerek etrafı dolaşmayı seviyorum. Tek kullanımlık kartların fiyatlarını hatırlamıyorum ama 1,5 - 2 euro olmalılar. Neyse metroya bindim, Semih'le Starbucks'ta buluştum ve yolculuğumuza başladık.

     Semih would come via train from Lisbon and I would come from Istanbul via plane. He was supposed to come earlier than me -a lot earlier which he still complains- so he had to find a place to wait for me. There was a big square called "Puerta del Sol" and there were lots of places to eat and wait. He decided to hang out there and I would take the metro when I landed on. There are lots of lines which allow you to go almost everywhere and you can change lines as many times as you like without leaving the station and you only pay for once. I didn't get the tourist metro card because I wouldn't be staying for a long time and I also love wandering around on foot. I don't remember the prices of the single use tickets but they were 1,5 or 2 euros I suppose. Anyway, I took the metro, met Semih at Starbucks and we began our journey.


     Birbirimizi o ana kadar 4 aydır görmemiştik o yüzden ilk başta inanılmaz geldi bu. Odamıza yerleştik ve Madrid'de turumuza başladık. Bir sürü meydan vardı dolayısıyla çoğunu gördük. "Plaza De Isabel II" ve "Plaza de Oriente" meydanlarına gittik sonra da "Palacio"ya gittik. Harita kullanmadık, etrafı anlık kararlarla ve kaybolarak keşfettik. "Palacio"dan sonra "Plaza De La Villa", "Mercado de San Miguel" ve "Plaza Mayor"a gittik. Yemekten sonra eve döndük ve günü noktaladık. Hava güzeldi ancak biraz da soğuktu. Cebinizden ellerinizi çıkartamıyorsunuz ama şapka ya da benzeri bir şey takmanız da gerekmiyordu.

     We hadn't seen each other for 4 months until that time so it was unbelievable at first. We settled down in our room and started our tour in Madrid. There are lots of plazas and thus we went to many of them. We went to "Plaza De Isabel II", "Plaza de Oriente" and then we went to "Palacio". We didn't follow a map, we discovered everywhere with on the spot decisions and by getting lost. After "Palacio" we went to "Plaza De La Villa", "Mercado de San Miguel", "Plaza Mayor" and got back home after dinner on our first day. The weather was nice but also it was a bit cold. You wouldn't be able to get your hands out of your pockets but you didn't need to wear hats or something.


     İkinci günümüzde kahvaltı etmek için "Churrería Chocolatería Las Farolas"a gittik ve bu BİR SÜRÜ çikolatalı churros yiyeceğiz demekti. Churro bir tür kızarmış hamur tatlısı ve genelde sıcak çikolata ile tüketiliyor. Çikolata ya da krema dolgulu seçenekleri de mevcut. Kahvaltıda latte ya da espresso ile yiyorlar genellikle ama istediğiniz herhangi bir zaman yiyebilirsiniz. Semih daha çok Türk stili kahvaltıyı tercih ettiği için onu tatmin etmedi bu ama bir çikolatakolik olarak ben çok sevdim tabii ki. Orada üç tane Türkle karşılaştık ve kahvaltımız bitene kadar sohbet ettik. Sonra "Carrera de San Jerónimo", "Plaza Canovas Del Castillo", "Jardines del Museo del Prado", "Parque del Buen Retiro", "Jardines de Cecilio Rodríguez", "Fuente del Berro", "Las Ventas", "Estadio Santiago Bernabéu" ve "Gran Via"yı dolaştık. Yemeğimizi "La Opera"da yedik ve kendimizi tatlıyla şımartmak için "Llaollao"ya gidip günü sonlandırdık.

     On our second day we went to "Churrería Chocolatería Las Farolas" to have breakfast which meant that we would eat LOTS OF churros with chocolate. A churro is a fried-dough pastry and it is consumed with hot chocolate. There are also other options such as chocolate or cream filled churros. People there usually eat them for breakfast along with latte or espresso but you can eat them whenever you like. Semih is more into Turkish style breakfast so it didn't satisfy him but I really liked them as a chocoholic. There we also met three Turkish women and talked until we finished eating. Later we went to "Carrera de San Jerónimo", "Plaza Canovas Del Castillo", "Jardines del Museo del Prado", "Parque del Buen Retiro", "Jardines de Cecilio Rodríguez", "Fuente del Berro", "Las Ventas", "Estadio Santiago Bernabéu", "Gran Via" and then we had our dinner in "La Opera". We decided to pamper ourselves with dessert and headed to "Llaollao" to call it a day. 




     Son günümüzde kahvaltımızı "Gran Via"daki "Market Cafe"de yaptık ve sonra alışverişe gittik. "Intercambiador de Avenida de América"dan Portekiz'e giden otobüse binecektik çünkü uçaktan daha ucuzdu. Sonra sabah saat 6'da Portekiz'e vardık.

     On our last day we had our breakfast at "Market Cafe" at "Gran Via" and went shopping. We were to take a bus to Portugal from "Intercambiador de Avenida de América" because it was cheaper than a plane. Then we made it to Portugal at 6 in the morning.




     Lizbon'da hava Madrid'den oldukça farklı. Hiç ürpermedim bile. Çok büyük bir yer değil ve İstanbul'a çok benzettim. Semih'te kaldığım için konaklama parası vermem gerekmedi hahah:) Teşekkürler Semih! ♥

     The weather in Lisbon is much more different than Madrid. I didn't even feel chilly once. It wasn't so big and I found it similar to Istanbul somehow. I stayed at Semih's room there so I didn't have to pay for anything thanks to him haha!





     Diğer detaylar bir sonraki yazımda olacak o yüzden beni sosyal medya hesaplarımdan takip edin. Bir sonraki yazım Portekiz ve üçüncü yazım da İtalya hakkında olacak.

     Other details will be on my next post, so make sure you follow me on any of my social media accounts. The next post will be about Portugal and the third one will be about Italy.

     Görüşmek üzere!

     See you soon!




16 Mayıs 2016 Pazartesi

15 Mayıs 2016 Parkfest

Hepinize uzun zaman sonra güzel bir festivalden merhaba diyorum!

Hello from an amazing festival after a long time!


Buraya genellikle konserlerle ilgili yazı yazmaktan hoşlandığımı biliyorsunuz. Ancak uzun zamandır bu tarz bir festival olmamıştı. Dolayısıyla Küçükçiftlik Park'taki Parkfest'i çok bekledim ve dün koşa koşa H&M davetlisi olarak gittim.

You know that I like writing about concerts. However, there hasn't been festivals such as Parkfest for a long time. Therefore I've waited for Parkfest for ages which takes place in Küçükçiftlik Park and yesterday I went there as a guest of H&M with great eagerness.





Beni en çok şaşırtan girişte sıra olmamasıydı. Çok rahat girdik içeri. Sonra çim alana doğru yürüdük ve pufları kaptık. Çim alan çok güzel kurulmuştu. Hamaklar, el yapımı ürünlerin satıldığı stantlar, H&M Loves Music kısmı ve şemsiyeli sallanan koltuklar çok güzeldi. Ayrıca #HMLovesMusic etiketi yazan bir çerçeve içinde polaroid fotoğraf çeken görevliler oldukça mutlu etti herkesi.

The thing that surprised me the most was that there was no line at the entrance. We got in easily. Then we walked towards the grass area and picked up the bean bag chairs. The grass area was set up well. There were hammocks, stands that sold the handmade products, H&M Loves Music part and the rocking seats with tents and they were all great. Also the crew that took polaroid pictures whose frames bore #HMLovesMusic hashtag made everyone's day.









Stantların birinde çanta baskısı yapabiliyordunuz ve çantalarda "H&M Loves Music" yazısı basılıydı. Şapka, flamingo, papağan ve birçok desen seçip istediğiniz rengi uygulayabiliyordunuz. Çok eğlenceliydi ve bir süre sonra sıra oluştu önünde zaten.

At one of those stands, you were able to design your own tote bag which bore the writing "H&M Loves Music". You could choose sombrero, flamingo, parrot and a lot of other patterns and you could also apply any colour you like. It was really fun and later there were a lot of people waiting for it.


Kapılar saat 14:30'a doğru açılmıştı ve biz çim alanda o kadar güzel yer seçmiştik ki saat 18:30'a kadar sahne önüne ilerlemedik. Sonra Jain çıkınca sahneye doğru geçtik. Jain bizi bayağı eğlendirdi ve bir noktada o kadar çok dans ettik ki etkinlik alanındaki kameralar bizi çekmeye başladı :) Sonrasında Hey Douglas sahne aldı ve alanda dans etmeyen tek bir insan bile kalmadı. Hatta bir süre sonra yorulup oturmuş olmamıza rağmen bir şekilde ritim tutmaya devam ettik yine. Derken Riff Cohen'in sırası geldi ve müthiş enerjisiyle geceye renk kattı. Çok samimi bir kadındı ve sahnede sürekli bir oraya bir buraya hareket etti.

The doors were open almost at 2:30 pm and we chose such a beautiful spot in the grass area that we did not go towards the main stage up until 6:30 pm but when it was Jain's turn, we went there. Jain entertained us a lot and we danced so much that the cameras there began to record us :) Then Hey Douglas hit the stage and there wasn't a single person that didn't dance. Although we were extremely tired and sat down on the ground later, we kept thumping out. Just then Riff Cohen came out and spiced up the night. She was really sweet and moved on the stage a lot. 




Ancak sonra beklenmedik bir şekilde yağmur yağmaya başladı ve Azealia Banks sahnedeyken sırılsıklam olduk. Yine de yağmura aldırış etmeden izlemeye ve dans etmeye devam ettik çünkü sahnede çok enerjikti. Hepimiz özellikle "212" çıktığında son ses eşlik ettik ona. Çok tatlı bir kadın ve ben son albümü "Slay-Z"i de oldukça sevdim.

But then unexpectedly it started to rain and we were soaking wet when Azealia Banks were on the stage. However, we kept dancing regardless of the rain because she was really energetic on the stage. We sang along with her, especially during the "212" song. She was really cute and I liked her latest album "Slay-Z" a lot.



Geçen yıl da oldukça güzel geçen Parkfest'i artık her yıl beklediğimi söyleyebilirim. Line-up bu zamana kadar hep ilgi çekici oldu, umarım önümüzdeki yıllarda da böyle olur ve hayal kırıklığına uğramayız. Bir sonraki konsere kadar hoşçakalın :)

I can say that I'll be waiting for Parkfest each year. The line-up has been attractive up until now and I hope it will stay this way and we won't get disappointed. See you until the next concert :)



22 Ağustos 2015 Cumartesi

19 Ağustos 2015 Enrique Iglesias Konseri

     Merhaba!

     Sonunda bir konser haberiyle karşınızdayım. Bu yaz konserler açısından biraz durağan geçtiği için ve Jessie J konseri de eylüle ertelendiği için heyecanla Enrique'yi bekliyordum. Virgin Radio'nun davetlisi olarak gitme fırsatı elde ettim ve Enrique'nin performansının beklentilerimi aştığını söyleyebilirim.


     Bu etkinliğin en başına dönelim şimdi. Sabah erken vakitlerde gelen pek çok kişi vardı. Biz arkadaşımla öğlene doğru gittik ve dolayısıyla tüm organizasyonu inceleme fırsatı bulabildim. Gözüme çarpan sorunlardan ilki Deluxe Lounge/Loca/Sahne Önü girişlerinin aynı yerden yapılacak olmasıydı. Kapı olarak mecburen aynı yerden geçecek olsak dahi mevcut bulunan dört metal dedektöründe ayrı sıra yapılabilirdi. Ayrıca her konserde sıkıntılı olan bu sıra işlemi mavi tişörtlü ve tişörtlerinde DRK Danışmanlık ve Doruk Güvenlik yazan güvenlik elemanlarının sorumluluğundaydı. Bu konu çok sinir bozucu olaylar yarattığı için izninizle ayrıntılı paylaşmak istiyorum.

     Her konserde en önemli şey güvenlik ve nizamdır. Maalesef halk olarak muntazam sıra yapma konusunda başarısız olduğumuz için başkalarının bizi yönlendirmesine ihtiyaç duyuyoruz. Bu sebeple güvenlik elemanlarının bizi yönlendirmesi ve düzgün bir sıraya sokması gerekiyor. Bunun yanında da saygılı olmaları şart ve bunu belirtmem gerekmemeli bile. Şimdi yaşadığım olayları aktarmak istiyorum. İlki oldukça sinir bozucu. Sarı saçlı, saçının ortası açık, uzun boylu ve göbekli bir güvenlik elemanı "Saha İçi" girişinde görevliydi ve o sırada bekleyen saçı değişik renklerde boyalı, piercingli gençler vardı. Ellerinde posterlerle bekleyen bu gençlere bakıp "Gidin iki rekat namaz kılın, burada işiniz ne?" diye bir cümle kurdu. O sırada bu kişiler denileni duymadığı için cevap vermedi, görevli de haklıymış gibi sırıtarak uzaklaştı. Ayrıca İran'dan gelen bir sürü dinleyici mevcuttu ve onlar konser hakkında bir takım sorular sormak istediler. Yine aynı güvenlik görevlisi İngilizce bilmediği için "Siz benim ne dediğimi anlamıyorsunuz ben de sizi anlamıyorum, tamam mı?" diyerek yüksek ses tonuyla yanıtladı. Ben tercüme edip yardımcı olmak istedim ancak bu görevli kişi suratıma bile bakmayıp uzaklaştı. Sanatçı ve dinleyici kitlesi arasındaki bağ bazıları için anlaması güç olabiliyor. O sanatçıyı dinlemesen bile bir çalışan olarak yetkin dahilindeki görevlerini bekleyen insanlara karşı yapman ve bunu SAYGILI bir şekilde yerine getirmen gerekiyor. Büyük harfle yazdım çünkü hiçbirinde saygının "s" harfi bile mevcut değildi. Enrique'yi o gün başka yerde dinleme fırsatım olsa hiç beklemem çeker giderdim. Ayrıca bu işten para kazanıyorsan o parayı hak etmek için elinden geleni yapmalısın.


     İkinci değineceğim konu da "Sahne Önü" kısmındaki bir güvenlik görevlisi. Bu arada güvenlik görevlisi derken Doruk Güvenlik'ten bahsediyorum zira ayrı olarak siyah tişörtlü ve üstlerinde "Özel Güvenlik" yazan görevliler de vardı ve onlar işlerini olması gerektiği gibi yerine getiriyordu. İnternette araştırdığım kadarıyla Doruk Güvenlik aynı zamanda CE Doruk Güvenlik olarak da geçiyor. Bu yazım yetkili kişiler tarafından görülürse umarım gereği önümüzdeki etkinlikler için yapılır. Şimdi konuya gelelim. "Sahne Önü" girişinde beklerken Enrique'nin fanları geniş bir bez üzerine sprey boyalarla "I Don't Wanna Live In A World Without You" yazdı (Enrique Iglesias'ın Heart Attack şarkısından bir söz). Bu bezi gererek poz vermek istediler ve herkesin bir ucundan tutarak yardım etmelerini istediler. Bu esmer ve kısa boylu güvenlik görevlisi de herkese tek tek bezi tutmalarını söyledi. Bir genç kız ise tutmak istemediğini dile getirdi çünkü tutmak zorunda değildi ve fotoğrafta bulunmak istemiyor da olabilirdi. Ya da sadece Enrique dinlemeye gelmişti ve bulunan hayranlar kadar ilgilenmiyor olabilirdi. Sebep her ne olursa olsun bu güvenlik görevlisinin ona "Tutmak zorunda değilsin, tutmazsan tutma. O zaman geri çekilebilirsin" gibi bir cümleyi sert dile getirme hakkını tanımıyor. Bu genç kız da aynı şekilde sessiz olarak arkamda arkadaşlarıyla yorum yaparak görevlinin ne kadar saygısız olduğunu söyledi ve kısa bir gerginlik yaşandı. Zaten yaş olarak da oldukça genç görünen bu güvenlik görevlisinin ilk vukuatı böyle sonlanmayacaktı.


     Üçüncü anlatmak istediğim olay ise yine aynı kişi üzerinden gidecek. Orada çalıştığı için kendinde "hak" olarak görüp üç-dört arkadaşını sabah belki saat 10'dan beri bekleyen en az 30 kişinin önüne geçirerek sıraya soktu. Haklı olarak herkes söylenmeye başladı. Bu sıra olayını sabahtan beri adamakıllı yapamadıkları için ve sıkıldığım için artık söz söylemedim. Fakat İranlı üç kişi sinirlenerek onların kim olduğunu, daha önce orda olmadıklarını ve sıranın arkasına geçmelerinin gerektiğini o güvenlik görevlisine iletti. Güvenlik görevlisi de sabah erken saatlerden beri orda olduğunu, onları gördüğünü ve o ne söylerse söylesin son sözün kendinde olduğunu belirtti. Ne kadar konuşursa konuşsun o İranlı kızın dediğini gerçekleştirmeyeceğini söyledi. Kız haklı olarak hakkını aradığı için söylenmeye devam etti ancak görevli olup görevini yapamayan bu eleman "Artık susar mısın, başım ağrıyor" diyip uzaklaşıp gitti. Sen orada görevli olabilirsin, belki hak ettiğini düşündüğün parayı alamıyor olabilirsin, belki kişisel sorunların içinde kaybolmuş olabilirsin ya da çok farklı durumlar içinde olabilirsin. Ama o gün ordaysan ve güvenlik görevlisi sıfatını taşıyorsan herkese yardım etmek ve SAYGILI OLMAK ZORUNDASIN. Nitekim neden olduğunu göremediğim bir olay daha yarattı kendisi. İşini layığıyla yapan siyah tişörtlü özel güvenlik ekibinden biriyle bu güvenlik görevlisi kavga etti ve herkes onun hak ettiğini bulduğunu düşünerek alkışladı çünkü artık kimsenin o kişinin ukalalığını kaldıracak sabrı kalmamıştı.


     Saat 19:00'da kapıların açılacağı söylendi ve dedektörlerin önünde sıra oluşturulmadan bekletildik. İşin ilginç tarafı, bizzat güvenlik görevlisine gidip bizi sıra yapmazsanız izdiham olacak ve zaten sabahtan beri tartışma üstüne tartışma yaşanıyor dedim. Evet farkındayım ama bir şey olmaz diyerek beni yerime gönderdi görevli arkadaşımız. Daha sonra da dediğim gibi izdiham oldu ve çalışanlar da zor durumda kaldı. Bu dediğim küçük ayrıntılar gerçekten yapması zor şeyler değil ve neden ısrarla her konserde buna maruz kalıyoruz anlamıyorum. Güvenlik görevlileri sorumluluklarını saygı çerçevesinde yerine getirebilmeli ve sıra işlemi düzene sokulabilmeli. Ayrıca yaşından, görüntüsünden ya da kimliğinden dolayı kimse hakarete varabilecek yukarıda sözü geçen cümleleri duymayı hak etmiyor. İnsanı yurt dışında yaşamaya, beyin göçüne iten sebeplerden biri de bu olabilir benim için.

     Bütün bunlar bittikten sonra sağ salim sahne önüne varabildik. Biletlerimiz "Deluxe Lounge" kategorisindendi ama "Sahne Önü" geçişimiz de vardı. İki kategoriyi de deneyimleme fırsatı bulduğum için konserden çok memnun kaldım ve Virgin Radio'ya tekrar çok teşekkür ediyorum. "Deluxe Lounge" kategorisi "Sahne Önü" olarak belirlenen yerin sağ tarafında kalan ve "Loca" olarak adlandırılan kategorinin arkasında kalıyordu. Balkon gibi ağaçların içinde güzel bir yer ayarlanmıştı. Kanepe, kroket ve patates kızartması gibi ikramların yanı sıra sınırsız içecek hizmeti de mevcuttu. Sahne görüş açısı da gayet güzeldi. Ama Enrique'yi olabildiğince yakından görmek için sahne önüne geçmiştik.


     Saat 21:00'da çıkacaktı Enrique ancak tahminimce röportajlar, meet&greet ve teknik ayarlamalar sebebiyle gecikti. Saat 21:40 gibi beklenen an geldi ve konser başladı. İnternette daha önceden şarkı listesine bakmıştım ancak orda bulduğum listeden daha farklı bir konsept hazırlamıştı ve sevdiğim tüm şarkılarını dinleyerek ayrıldığım için oldukça sevindim. Sahneyi T şeklinde kurup catwalk diye adlandırılan uzun platformu eklemişlerdi. Böylelikle Enrique her kategoriden bilet alan seyircilerine yakın olabiliyordu. Fakat bu yakınlık da ona yetmedi ve konser boyunca bir oraya bir buraya koşturarak herkesle yakın temas içinde olmaya çalıştı. Crowdsurfing diye tabir ettiğimiz olayı yaparak seyircilerin üstüne çıktı. Ayrıca bariyerlerin üstünde de durdu. Güvenlik görevlileri de onunla beraber bir oraya bir buraya koşturarak Enrique'ye yardımcı olmaya çalıştı. "Stand By Me" şarkısını söylerken sahneye bir erkek hayranını çıkardı ve onunla düet yaptı. Ayrıca "Hero" şarkısında bir kadını sahneye çıkardı, onunla dans edip sonrasında onu öperek her konserinde yaptığı bu mizanseni yine İstanbul'da da yapmış oldu. Konserin sonuna doğru konfetiler patlatıp üstünde turunun adı basılı olan "Sex&Love" yazılı büyük balonları seyircilere fırlattı. Herkese adeta bir parti havası yaşatan Enrique'nin konseri oldukça enerji verici ve eğlendiriciydi. Konserin bir anda bitmesi herkesi üzdü ama Enrique sürekli İstanbul'u çok sevdiğini belirterek ileride olabilecek turnelerinde bize tekrar uğrayabileceğinin de sinyalini vermiş oldu.





     Enrique Iglesias'ın İstanbul'da konsere gelmesinde rol alan Unilife'a, Volume Up Organization'a, Dream TV'ye, Virgin Radio'ya, Digiturk'e, Zumosol'e, Steigenbergen İstanbul Maslak'a ve A Plus Ataköy AVM'ye çok teşekkür ediyorum.






NOTLAR
  • Yukarıda bahsettiğim güvenlik şirketiyle bir şekilde görüşülmeli. 
  • Deluxe Lounge harika bir kategoriydi. Hem sahneyi çok rahat görebiliyordunuz, hem kalabalıktan uzak durabiliyordunuz, hem de sınırsız yiyecek ve içecek servisinden faydalanabiliyordunuz.
  • Enrique'nin setlisti konserden konsere farklılık gösteriyormuş. Bizdeki sıralama Freak, I Like How It Feels, Heartbeat, Bailamos, Ring My Bells, Loco, Stand By Me, Be With You, Tired of Being Sorry, Escape, Tonight, Hero, Taking Back My Love, El Perdon, Bailando ve I Like It şeklindeydi. Yalnız geç çıktığından dolayı olduğunu sanıyorum, El Perdon'u söylemedi. Keşke söyleseydi zira çok seviyorum ve hemen ezberlemiştim çıktığında.
  • Zumosol bizlere meyve suyu dağıttı ve gerçekten çok güzelmiş. Bundan sonra meyve suyu alırken kesinlikle tercih ederim.
  • Enrique sahnede bir uçtan bir uca hep koştu. Saha içi bileti olanlar benden daha çok gördü onu resmen.
  • Konserde gerçekten yaratıcı ve üzerinde zaman harcanmış pek çok poster vardı. Hayran olmak böyle bir şey işte.
  • İlk başta 18 yaşında geldiği İstanbul'u çok sevdiğini sık sık dile getirdi. Umarım bir üçüncü kez daha gelir.